Ana içeriğe atla

Kayıtlar

farklı bir gün

 Her zaman yaptığının dışında bu sefer iş çıkışı arkadaşlarıyla bir kulübe gitmişti. Böyle bir ortam pek tercihi olmazdı. Ama o akşam farklı biri olmak istemişti. Kalabalık ortamalarda genelde hissettiği gerginliği hissedeceğinden endişelenmişti. Bu tür ortamların onu ne kadar zorladığını bilse de yine de gelmek istemişti, denemek istemişti. İçinde onu bugün buraya çeken bir şey vardı sanki. Kapıdan içeriye girdiği anda etrafa göz gezdirdi. Herkes kendi keyfine bakıyordu. Arkadaşlarıyla uzun masalardan birinde biralarını içmeye başladılar. Birinci birasının sonuna gelmeden dans etmeye başladı. Önce olduğu yerde dans ediyordu. Tempoya uyum sağlıyordu. Ortama yabancı gibi görünmemeye çalışıyordu. Bir iki şarkı sonrasında bildiği ve sevdiği bir şarkı çalmaya başladı. Etrafa karışmak istiyordu. Korkmasına rağmen ufak adımlarla ritme eşlik ederek orta alanlara geldi. İlk başta kalabalıkta kendine alan açmakta zorlandı. Fakat kendini şarkıya bıraktığında, o alan kendiliğinden açıldı. Tro...
En son yayınlar

aklımdan geçenler

 Sıkıcı bulduğunuz bir insanın aslında size açılmadığı için öyle geldiğini ilk ne zaman fark ettiniz ya da sizinle iyi vakit geçiren, sizi eğlenceli bulan birçok kişi olmasına rağmen biri tarafından sıkıcı bulunduğunuzu? Başkaları hakkında ne kadar sıklıkla kısa yoldan hızlı yargılara varırsınız? Başkalarının sizin hakkınızda peşin hükümde bulunması ne kadar canınızı yakar? Şu dünyada insanlar benim hakkımda ne düşünürse düşünsün ben olduğum kişiyim demek her ne kadar bizi ayakta tutsa da birçok şey gibi bunun da dozunu aşmamak gerekiyor aslında. Bizler sosyal canlılarız ve toplum içinde yaşıyoruz, insanlarla etkileşime giriyoruz. Her bir insan bizim hakkımızda farklı bir fikre sahip olabilir. Herkese aynı hissettirmeyiz. Hakkımızda düşünülen birçok şey karşımızdaki kişi hakkında bir bilgi taşır çoğunlukla. Fakat kim olduğumuz diğer insanların algılarından bağımsız mıdır gerçekten de? Peki ya insanlara hissettirdiklerimiz? Birinin fikrinin doğru ya da yersiz olduğunu ileri sürebili...

Arkadaşlıkta reddedilen taraf olmak

Merhaba, 27 yaşındayım ve bu yaşıma kadar dışlanma ve reddedilme durumlarını yaşadım. Hala yaşıyorum ve daha da yaşayacakmışım gibi duruyor. İnsanlarla ilişki kurma konusunda kreşten başlayan bir problemim oldu. O zamanlar bile ya tek kişiyle oynardım ya da tek başıma kalırdım. Söylediğim zaman bana inanmayanlar, katılmayanlar olsa da insan ilişkileri konusunda pek becerikli olduğumu düşünmüyorum. Beni etkileyen büyük dışlanma deneyimim ortaokulda oldu. Kreşte de pek arkadaşım yoktu ama o zamanlar daha fazla arkadaş isteğim de yoktu. Kendimde böyle bir problem olduğunu gördüğümde, bunu fark ettiğimde arkadaş sayısını ve arkadaşlıklarımın kalitesini daha fazla dert edinmeye başladım. Gruplara uyum sağlamakta hep sorun yaşadım. Kendimi gruba ait hissetmedim, ait olmak da istemedi bir yanım. Sırf yalnız kalmamak adına uyum sağlamaya çalıştığım oldu. Yalnız kalmak sorun değil aslında, senin seçimin olduğu sürece. Ben bu sorunu çözmek istedim. Çocukluğumdan beri değişim geçirdiğimi ve kendi...

bir arkadaşın var

 Bazen acı çekersiniz, anlaşılmak istersiniz ama karşı tarafta bir yankısını bulamazsınız ya, en yakınlarınızda bile. Sonra bir kitap okursunuz, bir şarkı dinlersiniz. Bağ kurarsınız yazarla, şarkıcıyla ya da her kimse. Uzaklarda yaşıyordur, başka bir dili konuşuyordur, hatta ölmüştür çoktan. Fakat günlük hayatta yanınızdan geçip gidenlerden daha yakın hissedersiniz kendinizi ona. Birbirinizin yalnızlığını tanırsınız. Bu hissi paha biçilemez buluyorum.  Lady Gaga'nın bu performansını açıp tekrar tekrar dinliyorum. İçimdeki arkadaşlık hissini hayallerle canlı tutmamı sağlıyor. Başında yaptığı konuşma da beni çok etkiliyor. Bu yüzden her defasında dinlerken o konuşmayı da atlamıyorum kesinlikle. Tam da yukarıda konuştuğum şeyi anlatıyor aslında. Diyor ki; lise zamanlarımda çok zorlu geceler geçirirdim, kaygı içerisinde. Ertesi gün okula gitmek ve dünyayla yüzleşmek istemezdim. İşte o zamanlar bütün gece babamın odasına kapanır ve bu şarkıyı dinlerdim. Ve ekliyor; Carol (Carol Ki...

sözcüklerimi kaybediyorum

 Büyümek, olgunlaşmak insana birçok şey katıyor fakat aynı zamanda da gençliğinde sahip olduğun birçok şeyi de götürüyor. Artık sanki ne yazmamın bir anlamı var ne konuşmamın. Senelerdir kendime susmayı öğretmeye çalışıyorum ve gerektiğinde konuşmayı. Kendim için doğru zamanda doğru yerde olmayı hala beceremiyorum. Susmaya gelince. Evet, artık çoğunlukla susuyorum. İçim konuşamadıklarımla dolu. Sanki anlamlı sohbetler etmenin bir manası yok gibi. Hani der ya ben isterken dön . Ben artık istemiyorum gibi. Boş konuşmalar kadar sanki saatler sürecek anlamlı konuşmalar da fos gibi. Neye yarıyor ki? Ne değişiyor? Karşıdaki kendini sergiliyor, üstünlük kuruyor, sen ulaşamıyorsun, yeniliyorsun. Çoğu zaman sanki kurmak istediğim cümleleri arıyorum zihnimde ama benden kaçıyorlar. Daha birkaç sene öncesinde anlatacak çok şeyim vardı. Kimse dinlemese de tek başıma yazardım. Anlamlı şeyler üretmek istiyorum. Sıradan değil, bilinen değil. Benden bir parça. Ama sözcükleri bir araya getirip de bi...

Rüyalar

Rüyalarım bazen film gibi oluyor. Uyanıkken aklımda kuramayacağım, bütünlüğünü sağlayamayacağım hikayelerde buluyorum kendimi. Keyifli de oluyor. Beynimiz ne kadar ilginç şeyler beceriyor, bazen korkulacak dereceye ulaşsa da. Rüyada gördüklerimiz algılarımızı etkiliyor, bazen gerçeklikte kendiyle uyuşacak bir şey buluyor ve işte o anda rüyada gördüğünüz şey gerçekmiş gibi yaşanıyor. Gerçeklikte duyumsadığımız şey rüyamıza giriyor, rüyada algıladığımız şey gerçekliğe kayıyor.   Stephen King gibi rüyalarımı kaleme alabilsem ne kadar güzel olurdu. O bir anda kendimi içinde bulduğum dünyalardan romanlar çıkarabilsem, somut bir şeye dökebilsem. Burada bellek, bilinç ve bilinçaltı devreye giriyor işte. Uyandıktan saniyeler sonra kendini o kadar içinde hissettiğin dünya soluklaşıyor, uzaklaşıyor, ayrıntıları yitiriyorsun, silikleşiyor. Daha da ilginci yazmaya hiç yeltenmediğim türde dünyalara gidiyorum, fantastik maceralar yaşıyorum. Bazen içinde bulunduğum dünya karanlık ve distopik de o...

Öfke

Çaresiz bir öfke var üzerimde. Öfkeliyim ve çaresizim. Sisteme öfkeliyim, bana daha iyisini sunmadığı için, öfkeliyim daha iyisini önceden bilmediğim için. Çaresizim çünkü sistemin içindeyim ve ona uymak zorundayım. Bitmiyor. Asla bitmiyor. Yani evet hayat bir yolculuk, öğrenmeyi asla bırakmayacağımız bir yolculuk. Ama… Allah aşkına ya aldığım eğitimin beni yetkin hissettirecek programa sahip olması gerekiyordu. PDR öğrencileri uygulamalı dersler alırken ve meslek hayatına hazır olacak şekilde eğitim görürken psikolojideki bu unutulmuşluk, bu önemsenmemezlik nedir ya? 4 senelik lisans eğitimimi tamamladım ve zaman kaybı olarak görüyorum. Tabiki bana hiçbir şey katmadı değil. Evet öğrendim, psikolog olmanın etiğini öğrendim en temelde. Ama nerede benim öz güvenim. Senin işin beni yalnızca hata yapmaktan korkutmak değil. Senin işin hatayı en aza indirgeyebilecek şekilde bana eğitim vermen ya da bu hatayla baş edebilmeyi öğretmen. Yüksek lisansı bitirdim. Hala yolun başındayım. HALA! Yoru...