Her zaman yaptığının dışında bu sefer iş çıkışı arkadaşlarıyla bir kulübe gitmişti. Böyle bir ortam pek tercihi olmazdı. Ama o akşam farklı biri olmak istemişti. Kalabalık ortamalarda genelde hissettiği gerginliği hissedeceğinden endişelenmişti. Bu tür ortamların onu ne kadar zorladığını bilse de yine de gelmek istemişti, denemek istemişti. İçinde onu bugün buraya çeken bir şey vardı sanki. Kapıdan içeriye girdiği anda etrafa göz gezdirdi. Herkes kendi keyfine bakıyordu. Arkadaşlarıyla uzun masalardan birinde biralarını içmeye başladılar. Birinci birasının sonuna gelmeden dans etmeye başladı. Önce olduğu yerde dans ediyordu. Tempoya uyum sağlıyordu. Ortama yabancı gibi görünmemeye çalışıyordu. Bir iki şarkı sonrasında bildiği ve sevdiği bir şarkı çalmaya başladı. Etrafa karışmak istiyordu. Korkmasına rağmen ufak adımlarla ritme eşlik ederek orta alanlara geldi. İlk başta kalabalıkta kendine alan açmakta zorlandı. Fakat kendini şarkıya bıraktığında, o alan kendiliğinden açıldı. Troye Sivan'dan Rush çalıyordu. Burada dans etmenin belli bir kuralı yoktu. İçinden geldiği gibi bedenini hareket ettiriyordun. Bunu sevmişti. Odasında tek başına dans ettiği zamanlar gibiydi. Bir süre sonra şarkının bildiği şarkı olup olmaması önemini yitirmişti, yalnızca anda dans ediyordu, var oluyordu. Kendiliğindenliği dikkat çekmişti. Dans pistinde tek başına açtığı alana katılmak isteyen birileri vardı. Fakat henüz keşif aşamasındaydı ve tek başına dans etmenin tadını çıkarıyordu. Bu sebeple biri yanına yaklaştığı anda yer değiştiriyordu. Fakat meraklı gözler bir kez onu fark etmişti. Ard arda üstüne geliyorlardı. Gerilim yaratmadan kaçmaya çalışıyordu ve işte o anda dans pistinin kenarında birine çarpıverdi. Siyahlar içerisinde bir adama çarptı. Yanıp sönen ışıklar altında kendinden emin gülümsemesini gördü ve elini tuttuğunu fark etti. Çok nazik bir şekilde onu gerilere çekiyordu. Nedense bu tanımadığı adama hayır diyememişti. Ona uyum sağlayarak ilerliyordu.
Rüyalarım bazen film gibi oluyor. Uyanıkken aklımda kuramayacağım, bütünlüğünü sağlayamayacağım hikayelerde buluyorum kendimi. Keyifli de oluyor. Beynimiz ne kadar ilginç şeyler beceriyor, bazen korkulacak dereceye ulaşsa da. Rüyada gördüklerimiz algılarımızı etkiliyor, bazen gerçeklikte kendiyle uyuşacak bir şey buluyor ve işte o anda rüyada gördüğünüz şey gerçekmiş gibi yaşanıyor. Gerçeklikte duyumsadığımız şey rüyamıza giriyor, rüyada algıladığımız şey gerçekliğe kayıyor. Stephen King gibi rüyalarımı kaleme alabilsem ne kadar güzel olurdu. O bir anda kendimi içinde bulduğum dünyalardan romanlar çıkarabilsem, somut bir şeye dökebilsem. Burada bellek, bilinç ve bilinçaltı devreye giriyor işte. Uyandıktan saniyeler sonra kendini o kadar içinde hissettiğin dünya soluklaşıyor, uzaklaşıyor, ayrıntıları yitiriyorsun, silikleşiyor. Daha da ilginci yazmaya hiç yeltenmediğim türde dünyalara gidiyorum, fantastik maceralar yaşıyorum. Bazen içinde bulunduğum dünya karanlık ve distopik de o...
Yorumlar
Yorum Gönder