Ana içeriğe atla

Arkadaşlıkta reddedilen taraf olmak

Merhaba,

27 yaşındayım ve bu yaşıma kadar dışlanma ve reddedilme durumlarını yaşadım. Hala yaşıyorum ve daha da yaşayacakmışım gibi duruyor. İnsanlarla ilişki kurma konusunda kreşten başlayan bir problemim oldu. O zamanlar bile ya tek kişiyle oynardım ya da tek başıma kalırdım. Söylediğim zaman bana inanmayanlar, katılmayanlar olsa da insan ilişkileri konusunda pek becerikli olduğumu düşünmüyorum. Beni etkileyen büyük dışlanma deneyimim ortaokulda oldu. Kreşte de pek arkadaşım yoktu ama o zamanlar daha fazla arkadaş isteğim de yoktu. Kendimde böyle bir problem olduğunu gördüğümde, bunu fark ettiğimde arkadaş sayısını ve arkadaşlıklarımın kalitesini daha fazla dert edinmeye başladım. Gruplara uyum sağlamakta hep sorun yaşadım. Kendimi gruba ait hissetmedim, ait olmak da istemedi bir yanım. Sırf yalnız kalmamak adına uyum sağlamaya çalıştığım oldu. Yalnız kalmak sorun değil aslında, senin seçimin olduğu sürece. Ben bu sorunu çözmek istedim. Çocukluğumdan beri değişim geçirdiğimi ve kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum. Ama bu sorunumu çözmedi. Kendime yakın gördüğüm, samimiyetimizi geliştirmek için uğraştığım arkadaşlarım bile beni reddetti. Bu noktada ne yapmalıyım bilmiyorum. Bir yanım bu arkadaşlıkların süresinin çoktan dolduğunun farkında bir yanımsa buna rağmen uğraştıktan sonra reddedilmeyi hazmedemiyor. İki büyük dışlanma deneyimim oldu. Biri ortaokulda diğeri ise üniversitede. Ortaokulda yaşanmış bir deneyimin bir benzerini üniversitede yaşamak çok aptal hissettirmişti. İnsan üniversite ortamında böylesine bir davranışı beklemiyor. Bu kişiler tarafından dışlanmak görece kolay gelmişti aslında. İzledikleri yöntem çok nahoş olmasına rağmen kararlılık sergileyip mesafe koydum. Kendimce bir duruş sergiledim ve gururumu tekrar inşa etmeye çalıştım. Ama insanın güvendiği, senelerini geçirdiği yakın arkadaşları tarafından reddedilmesi... hiç kimse için böyle bir şey kolay olmaz. 

Üzüntüm yalnız kalmaktan ziyade sosyal beceriden yoksun olduğumun ayırdında olmamdan kaynaklı. Tercih edilmeyen, dışlanan, reddedilen kişi olmak... Hayatım boyunca bu etiketin bilinciyle yaşadım. Kendime aksini başarabileceğimi ispat etmek istedim. Fakat içten içe her zaman "o kişi" olduğumu biliyordum. Bunu hissediyordum, deneyimliyordum. Yaşıyordum. 

Bir kabul noktası var, ona ulaşmaya çalışıyorum. Dediğim gibi çocukluktan beri değiştim, geliştim ve son yıllarda da olgunluk kazandım. İşte bu bana umut veriyor. Birçok kişiye göre ruhsuz bir durum. Fakat yetişkinlikle birlikte derimin kalınlaştığını hisseder oldum. Kendi iç huzurum açısından bu önemli bir durum. Eskisi kadar kırılgan ve hassas olmamak, her sallantıda yıkılmamak... Her şeye rağmen hala buradayım. Kendi yeterliliklerimi ve yetersizliklerimi kabul etme aşamasındayım. Bu kabulden sonra inanıyorum ki ayaklarım daha sağlam basacak yere. Kendim yalnız biri olarak kabul etmek de bir sorun yok aslında. Bundan memnun bile sayılırım. Ama temel bir beceriden yoksun olma durumu ağır geliyor. İnsanlardan gördüğüm muamele ise daha da ağır geliyor.  O sözler, o bakışlar, o tavırlar... 

Bana öyle geliyor ki büyümek en acı şeylerin kabulüyle gerçekleşiyor. Bunlardan biri de aslında şu dünyada pek de bir değerinin olmadığını görebilmek. Bu gerçeğin kabuluyle insan hayatta dağ gibi durmaya başlıyor. Benim açımdan ne kadar üzücü olsa da hayattaki yolculuğuma inanıyorum. Beni istediğim noktaya getirecek ama ne kadar memnun olsam da yaşadıklarımı unutabileceğimi sanmıyorum. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rüyalar

Rüyalarım bazen film gibi oluyor. Uyanıkken aklımda kuramayacağım, bütünlüğünü sağlayamayacağım hikayelerde buluyorum kendimi. Keyifli de oluyor. Beynimiz ne kadar ilginç şeyler beceriyor, bazen korkulacak dereceye ulaşsa da. Rüyada gördüklerimiz algılarımızı etkiliyor, bazen gerçeklikte kendiyle uyuşacak bir şey buluyor ve işte o anda rüyada gördüğünüz şey gerçekmiş gibi yaşanıyor. Gerçeklikte duyumsadığımız şey rüyamıza giriyor, rüyada algıladığımız şey gerçekliğe kayıyor.   Stephen King gibi rüyalarımı kaleme alabilsem ne kadar güzel olurdu. O bir anda kendimi içinde bulduğum dünyalardan romanlar çıkarabilsem, somut bir şeye dökebilsem. Burada bellek, bilinç ve bilinçaltı devreye giriyor işte. Uyandıktan saniyeler sonra kendini o kadar içinde hissettiğin dünya soluklaşıyor, uzaklaşıyor, ayrıntıları yitiriyorsun, silikleşiyor. Daha da ilginci yazmaya hiç yeltenmediğim türde dünyalara gidiyorum, fantastik maceralar yaşıyorum. Bazen içinde bulunduğum dünya karanlık ve distopik de o...

bir arkadaşın var

 Bazen acı çekersiniz, anlaşılmak istersiniz ama karşı tarafta bir yankısını bulamazsınız ya, en yakınlarınızda bile. Sonra bir kitap okursunuz, bir şarkı dinlersiniz. Bağ kurarsınız yazarla, şarkıcıyla ya da her kimse. Uzaklarda yaşıyordur, başka bir dili konuşuyordur, hatta ölmüştür çoktan. Fakat günlük hayatta yanınızdan geçip gidenlerden daha yakın hissedersiniz kendinizi ona. Birbirinizin yalnızlığını tanırsınız. Bu hissi paha biçilemez buluyorum.  Lady Gaga'nın bu performansını açıp tekrar tekrar dinliyorum. İçimdeki arkadaşlık hissini hayallerle canlı tutmamı sağlıyor. Başında yaptığı konuşma da beni çok etkiliyor. Bu yüzden her defasında dinlerken o konuşmayı da atlamıyorum kesinlikle. Tam da yukarıda konuştuğum şeyi anlatıyor aslında. Diyor ki; lise zamanlarımda çok zorlu geceler geçirirdim, kaygı içerisinde. Ertesi gün okula gitmek ve dünyayla yüzleşmek istemezdim. İşte o zamanlar bütün gece babamın odasına kapanır ve bu şarkıyı dinlerdim. Ve ekliyor; Carol (Carol Ki...