Ana içeriğe atla

aklımdan geçenler

 Sıkıcı bulduğunuz bir insanın aslında size açılmadığı için öyle geldiğini ilk ne zaman fark ettiniz ya da sizinle iyi vakit geçiren, sizi eğlenceli bulan birçok kişi olmasına rağmen biri tarafından sıkıcı bulunduğunuzu? Başkaları hakkında ne kadar sıklıkla kısa yoldan hızlı yargılara varırsınız? Başkalarının sizin hakkınızda peşin hükümde bulunması ne kadar canınızı yakar? Şu dünyada insanlar benim hakkımda ne düşünürse düşünsün ben olduğum kişiyim demek her ne kadar bizi ayakta tutsa da birçok şey gibi bunun da dozunu aşmamak gerekiyor aslında. Bizler sosyal canlılarız ve toplum içinde yaşıyoruz, insanlarla etkileşime giriyoruz. Her bir insan bizim hakkımızda farklı bir fikre sahip olabilir. Herkese aynı hissettirmeyiz. Hakkımızda düşünülen birçok şey karşımızdaki kişi hakkında bir bilgi taşır çoğunlukla. Fakat kim olduğumuz diğer insanların algılarından bağımsız mıdır gerçekten de? Peki ya insanlara hissettirdiklerimiz? Birinin fikrinin doğru ya da yersiz olduğunu ileri sürebiliriz. Fakat bu kişinin hisleri hakkında aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Bir kişinin düşüncelerini umursamamayabiliriz. Bu, bu kişiyle aramızdaki mesafeyi gösterir. Peki bir kişinin hislerini umursamamak bizi nasıl bir insan yapar? Düşünce ve duyguları ayrı ayrı ele alarak yazdım. Fakat bu ikisini ne kadar ayrı tutabiliriz? İkisi de birbirini etkilemez mi? Öyle ki bazen kendimizi ifade ederken ikisini birbirine karıştırdığımız olur. Düşüncelerimizi hissettiğimiz duygular gibi söyleriz, duygularımızla eşleşecek düşünceleri üretiriz. Bir insanın kendinden emin olabilmesi için bence kendi içinde dengeyi bulması gerek, çok yönlü bir düşünme kabiliyeti geliştirmesi gerek. En temelde kendinin farkında olması gerek ve bu farkındalığın sürekli tazelenmesi gerek. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rüyalar

Rüyalarım bazen film gibi oluyor. Uyanıkken aklımda kuramayacağım, bütünlüğünü sağlayamayacağım hikayelerde buluyorum kendimi. Keyifli de oluyor. Beynimiz ne kadar ilginç şeyler beceriyor, bazen korkulacak dereceye ulaşsa da. Rüyada gördüklerimiz algılarımızı etkiliyor, bazen gerçeklikte kendiyle uyuşacak bir şey buluyor ve işte o anda rüyada gördüğünüz şey gerçekmiş gibi yaşanıyor. Gerçeklikte duyumsadığımız şey rüyamıza giriyor, rüyada algıladığımız şey gerçekliğe kayıyor.   Stephen King gibi rüyalarımı kaleme alabilsem ne kadar güzel olurdu. O bir anda kendimi içinde bulduğum dünyalardan romanlar çıkarabilsem, somut bir şeye dökebilsem. Burada bellek, bilinç ve bilinçaltı devreye giriyor işte. Uyandıktan saniyeler sonra kendini o kadar içinde hissettiğin dünya soluklaşıyor, uzaklaşıyor, ayrıntıları yitiriyorsun, silikleşiyor. Daha da ilginci yazmaya hiç yeltenmediğim türde dünyalara gidiyorum, fantastik maceralar yaşıyorum. Bazen içinde bulunduğum dünya karanlık ve distopik de o...

bir arkadaşın var

 Bazen acı çekersiniz, anlaşılmak istersiniz ama karşı tarafta bir yankısını bulamazsınız ya, en yakınlarınızda bile. Sonra bir kitap okursunuz, bir şarkı dinlersiniz. Bağ kurarsınız yazarla, şarkıcıyla ya da her kimse. Uzaklarda yaşıyordur, başka bir dili konuşuyordur, hatta ölmüştür çoktan. Fakat günlük hayatta yanınızdan geçip gidenlerden daha yakın hissedersiniz kendinizi ona. Birbirinizin yalnızlığını tanırsınız. Bu hissi paha biçilemez buluyorum.  Lady Gaga'nın bu performansını açıp tekrar tekrar dinliyorum. İçimdeki arkadaşlık hissini hayallerle canlı tutmamı sağlıyor. Başında yaptığı konuşma da beni çok etkiliyor. Bu yüzden her defasında dinlerken o konuşmayı da atlamıyorum kesinlikle. Tam da yukarıda konuştuğum şeyi anlatıyor aslında. Diyor ki; lise zamanlarımda çok zorlu geceler geçirirdim, kaygı içerisinde. Ertesi gün okula gitmek ve dünyayla yüzleşmek istemezdim. İşte o zamanlar bütün gece babamın odasına kapanır ve bu şarkıyı dinlerdim. Ve ekliyor; Carol (Carol Ki...

Arkadaşlıkta reddedilen taraf olmak

Merhaba, 27 yaşındayım ve bu yaşıma kadar dışlanma ve reddedilme durumlarını yaşadım. Hala yaşıyorum ve daha da yaşayacakmışım gibi duruyor. İnsanlarla ilişki kurma konusunda kreşten başlayan bir problemim oldu. O zamanlar bile ya tek kişiyle oynardım ya da tek başıma kalırdım. Söylediğim zaman bana inanmayanlar, katılmayanlar olsa da insan ilişkileri konusunda pek becerikli olduğumu düşünmüyorum. Beni etkileyen büyük dışlanma deneyimim ortaokulda oldu. Kreşte de pek arkadaşım yoktu ama o zamanlar daha fazla arkadaş isteğim de yoktu. Kendimde böyle bir problem olduğunu gördüğümde, bunu fark ettiğimde arkadaş sayısını ve arkadaşlıklarımın kalitesini daha fazla dert edinmeye başladım. Gruplara uyum sağlamakta hep sorun yaşadım. Kendimi gruba ait hissetmedim, ait olmak da istemedi bir yanım. Sırf yalnız kalmamak adına uyum sağlamaya çalıştığım oldu. Yalnız kalmak sorun değil aslında, senin seçimin olduğu sürece. Ben bu sorunu çözmek istedim. Çocukluğumdan beri değişim geçirdiğimi ve kendi...