Ilık bir bahar günü. Çimlerin üzerine uzanmış, tepemdeki ağacın yapraklarını izliyordum. Üzerlerine düşen güneş ışığıyla olduklarından daha açık renkte görünüyorlardı. Bir süredir güneşin altında yattığım için ısınmıştım. Fakat hafif bir esinti vardı ve bana baharın kokusunu taşıyordu. Bu koku bana “geliyorum” diyordu. Bir şeylerin başlayacağını hissediyordum. Her bahar içimi böyle bir his kaplar ve sonu hayalkırıklığıyla biter. Vaad edilen sözler yerine gelmemişti çünkü. Beklenilen hiç gelmemişti. Yine de, saflığımdan olsa gerek, her sene aynı sözlere kanıyorum. Yüreğim aynı beklentiyi sürdürüyor. Her sene olduğu gibi bu sene de aynı heyecana sanki ilk defa yaşıyormuşum gibi kapıldım. Sanki çok uzaklardan geliyormuş gibi okulun zili çalınıyor kulaklarıma, öğle arasının bittiğini bildiriyor. Kalkıyorum, içimdeki umudun ve heyecanın yarattığı o bilinmezlik hissiyle aslında çok tahmin edilebilir bir hayatımın olduğu okul binasına doğru yürüyorum. “Umay! Neredeydin yine?” Beren, ben...